A Milli Futbol takımı Letonya ile berabere kalarak, 2016 Avrupa Şampiyonasına katılma şansını zora soktu hatta kimilerine göre kaybetti. Günlerdir futbol üzerine konuşan, yazan insanları dinliyor ve okuyorum. Her biri kendilerince bu duruma sebep gördükleri eksiklikleri gündeme getirip yine kendi çözüm önerilerini sunuyorlar. Ortaya o kadar karışık diyaloglar çıkıyor ki anlamak mümkün değil.

Sivok’a adam markajı verilmemesi, kaleci hatası, yanlış oyuncu seçimi, yanlış taktik, maçların oynandığı şehrin seçimi, maç biletlerinin fiyatı, yeterli kalitede oyuncu yetişmemesi, yabancı statüsünde oyuncu oynatma kontenjanı, sistemsizlik, Fatih Terim, yerli futbolcuların ücretleri, tesis yokluğu, kalifiye alt yapı hocalarının olmayışı, kulüplerin yanlış yönetilmesi, passolig, kendimizi olduğumuzdan kaliteli zannetme, gurbetçi oyuncuların karakter özelliklerinin uyumsuzluğu, Almanya’da ki 3 Milyon Türk’ten birçok kaliteli futbolcu çıkarken 80 Milyon’dan çıkmaması, Yıldırım Demirören, kadro değerimizin çok altında değerde oyunculardan kurulu takımlara yenilmemiz…

VS. VS. VS.

Cuma gecesinden bugüne konuşulan sorunlar bunlar. Görüldüğü gibi adeta bu sorunlar ortaya saçılmış ve karmaşık bir yumak halini almış durumda. Ne başı var ne sonu. Sorunlar bu şekilde sunulduktan sonra ne tetkik imkânı var ne teşhis ne de tedavi.

Yapılması gereken, analitik düşünerek bu sorunları doğru bir sıraya koyarak üzerine çözüm önerisi geliştirmek. Öncelikle üst yapı ile alt yapıyı birbirinden ayırarak tartışmamız gerekiyor.

Milli takımın kadro ve oyuncu seçimi “bugün”ün tartışması iken, neden yeterince kaliteli oyuncu yetiştiremediğimiz konusu geleceğe yönelik çözüm önerileri barındıran bir sorundur.

Ben “Bugün”e dair tartışmalardan bağımsız kalarak Türk Futbolunun içerisinde bulunduğu genel durumun sebepleri üzerine fikir yürütmeye çalışacağım.

Sanırım bu tartışmayı üç soru üzerinden yürütmemiz gerekiyor.

Futbolu Kim Yönetiyor?

Futbolu Kim Öğretiyor?

Futbol Nerede Öğretiliyor?

Bu soruların cevaplarını ararken karşılaştığımız verileri analiz ettiğimizde sorunun ta kendisine ulaşacağımızı düşünüyorum.

1- FUTBOLU KİM YÖNETİYOR?

Öncelikle şu klasik tartışmadaki tarafımı belirtmeliyim. Futbolu yöneten isimlerin mutlaka futbolun içinden gelmesi gerektiğini düşünmeyenlerdenim. Ancak olmazsa olmaz bir şartım var, futboldan yeterli düzeyde anlamadığını kabul ederek, futbol ile alakalı konuları tam yetki ile işin ehli bir futbol adamının sorumluluğuna bırakması koşulu ile. Yani bir işadamı Futbol Federasyonu Başkanı olabilir, Kulüp Başkanı olabilir, zaten ligimizdeki kulüplerin neredeyse tamamının yönetim kurulu üyeleri ve başkanları iş dünyasından gelmektedir.

Ancak futbolu iyi bildiğini zannederek, işin ekonomik ve yönetsel boyutları ile sınırlı kalmayıp, teknik ve taktiksel konularda görüş bildirdikleri vakit, şu duruma düşebilmektedirler :

* http://www.milliyet.com.tr/2006/08/12/spor/spo01.html

Ali Ece: “Demirören, Ricardinho’yu transfer ettiğinde dünyanın en iyi sol açığını aldık demişti. Sorun şu ki hiç sol açık oynamamıştı”.

* http://www.medyaspor.com/haber/fenerbahcenin-teknik-direktoru-aziz-yildirim-28707

Aziz Yıldırım : Ne Aykut Kocaman, ne Zico, ne Ersun Yanal; Türkiye’de hiçbir takımda başarılı olamamıştır. Fenerbahçe’de olmuşlardır. Çünkü bu bir ekip işidir. Kimse üstüne alınmasın ‘Ben şampiyon yaptım’ demesin. Daum iki kez bizi şampiyon yaptı. O mu yaptı o şampiyonluğu?

Bu iki örnekte gördüğümüz gibi Türkiye’de futbolu yönetenlerin hiçbiri benim olmazsa olmaz şartıma uymuyor. Futbolun içinden gelmedikleri gibi, futbolun en hassas meselelerinin tam da içinde olmaktan hiç çekinmiyorlar. Futbol şube sorumlusu sıfatı ile görev yapanların birçoğu da yine iş dünyasından gelen isimler.

Başkanların futbolun uzmanlık gerektiren karar verme aşamalarında aldığı kararlar çoğu zaman kulüplere mali krizler olarak geri dönüyor. Kulüp başkanlarının ve yöneticilerinin tamamının futbolun içinden geldiği bir dünya ütopya olabilir fakat futbolu gerçekten bilen bir yetkilinin sorumluluğuna vermek çok da zor olmasa gerek. Önder Özen örneği başarılı bir girişimdi fakat o da sonuçsuz kaldı. Gerçi öyle ya kulüplerin yönetim kurulu üyeleri birçok maddi yükümlülüğün altına girmişken, neden televizyonlarda Önder Özen konuşsun ki? İmza törenleri, röportajlar, tamamı “iş adamı” yöneticiler için bulunmaz birer isim reklamı şansı. Kulüplerin yönetim kurullarına girerken futbola hizmet etmekten çok kendi reklamlarını yapmaya gelen yöneticiler, bir de üstüne futboldan anlamadıklarında, bugün bulunduğumuz konumda gerçekten başarılı bir futbol yöneticisi göstermek bizim için zor oluyor.

2- FUTBOLU KİM ÖĞRETİYOR?

Bir konuya hakim olmak, o konuda seni iyi bir eğitmen yapmaz.

TFF 2006 yılında UEFA JIRA Konvansiyonuna üye oldu. JIRA eğiticinin eğitilmesi gibi özetleyebileceğimiz, teknik adam eğitimini teorik bilgiden alıp somut eğitime dönüştüren ve standartlaştıran çok değerli bir programdır. TFF 2006’ya kadar sadece Türkiye’de geçerli olan TFF Antrenör Lisansları vermekteydi. Bu konvansiyona katılmamızın en önemli getirisi, teknik adam eğitiminin çağdaşlaşması ve diğer üye ülkelerdeki eğitim ile paralellik kazanmasıdır. JIRA’ya göre şu anda 3 farklı çalıştırıcı diploması vardır. UEFA (B), UEFA (A) ve PRO LİSANS. B lisansı altyapı çalıştırabilme izni verirken, Pro Lisans her seviyede takım çalıştırabilme yetkisini verir.

Geçen sezon Okan Buruk, Sergen Yalçın ve Roberto Carlos dışında tüm teknik adamlar Pro Lisans sahibiydi, gördüğümüz gibi henüz Süper Lig’de Pro Lisans sahibi olmayan teknik direktörler var iken, alt yapı hocalarının eğitim durumlarını sorgulamamız gerekiyor.

Biliyoruz ki futbol A takımda öğretilmez, yarışmacı takım, yetişmiş futbolcular ile başarı sağlamaya çalışır. Futbolun öğretilmesi gereken yer alt yaş kategorileridir. Üç büyük kulübümüzün alt yapı hocaları görece ehil isimler olsa da diğer kulüplerimiz için bunu söylemek çok zor. Altyapı hocalarının, liyakat ile görev alan, “eğitici eğitiminden” başarı ile geçmiş, gençler ve çocuklar ile çalışmalarına yardımcı olacak psikolojik donanımları olan ve yüksek iletişim becerisine sahip isimler olması gerekiyor. Bunun yanı sıra bu eğiticilerden beklentimizi karşılayacak maddi imkanların sağlanması yani hayatlarını geçindirme sorunları ile uğraşmadan gerçek anlamda futbolcu yetiştirme hevesi ile işe sarılmalarının sağlanması gerekiyor. Peki şu an durum ne? Birçok kulübün altyapı hocası, teknik direktör ile olan dostluğu veya yönetici torpili ile işin başına gelen, hayatının bir döneminde futbol oynamış ancak hiç eğiticilik yapmamış isimlerden oluşuyor. Bu şartlar altında 25 yaşında bir futbolcuya pozisyon bilgisi vermek A takım hocasına düşüyor.

TFF’nin hem antrenör eğitimi hem de elit futbolcu eğitimi konusunda yetkili dairesi, Futbol Gelişim Direktörlüğü (FGD).

Almanya’da 2006 yılında aynı göreve getirilen Matthias Sammer, Löw-Wormuth ikilisi ile birlikte, 2000’lerde dibe vuran Almanya’dan 2014 Dünya Kupası Şamiyonu Almanya’yı çıkarmayı başarmıştır. Türkiye’de ise 2011’de FGD’nin başına getirilen Tolunay Kafkas, Abdullah Avcı’nın Sammer’i olacak, tam yetki ile Türk Futbolunun gelişiminde önemli sorumluluklar üstlenecekti. Ücret kaygısı mı, Trabzon aşkı mı bilinmez, Trabzonspor’dan teklif geldiğinde tüm projeyi yüzüstü bırakarak tekrar teknik direktörlüğe dönerek, bizden Almanya olmaz mesajını tüm sertliği ile yüzümüze çarpmıştır.

Nisan 2013’te ise aynı göreve bu kez Doç.Dr.Güven Erdil getirilmiştir. Futbol ile ilgisi zayıf olan, masa tenisi ve sörf üzerine çalışmaları bulunan ve sahadan gelmemesi sebebiyle bu göreve uygun olmadığı düşünülen Erdil Aralık 2013’te istifa etmiştir ve hali hazırda bir Futbol Gelişim Direktörümüz bulunmamaktadır.

3- FUTBOL NEREDE ÖĞRETİLİYOR?

Hepimiz, araba gelene kadar saha olarak hayal ettiğimiz sokaklarda iki taştan kale yaparak oynamaya başladık futbolu. Biraz daha büyüdüğümüzde ise adı halı kendi zımpara zeminlerde… Hiç çim sahaya ayağımız basmadı mesela, yoktu çünkü, hadi biz neyse futbolcu olacak yeteneğimiz yoktu, peki ya o potansiyele sahip olanlar ?

Futbolu kim öğretiyor başlığında değindiğim gibi futbol A takımda öğrenilmez, futbolun temel doğruları, vuruş teknikleri, pozisyon bilgisi gibi bilgiler, alt yaş kategorilerinde öğrenilir. Peki kulüplerimizin alt yapı takımları, hangi tesislerde hangi şartlarda eğitim almaktadır? Evet cevabı duyar gibiyim, A takımlar hangi tesislerde hangi zeminlerde oynuyor ki alt yapılar yeterli imkanlarda çalışsınlar.

80 Milyon Türk’ten oyuncu çıkaramıyoruz demek o kadar anlamsız ki, bu nüfusun yüzde kaçı futbolu düzgün tesislerde doğru hocalardan öğrenme şansına sahip oluyor? Ya da yüzde kaç şanslı olanının bir çift kramponu oluyor? Tesisleşme konusu nerden tutsak elimizde kalıyor, koca koca stadlar dikiyor sağ olsun devlet baba, zemini patates tarlası gibi. Anadolu’nun hangi köşesinde çocukların dilediğince futbol oynayabileceği çim zeminler var? Fiziksel imkânsızlıklar halledildi diyelim, ailelerin yüzde kaçı çocuğunun yeteneğini sadece ÖSS’ye gireceği seneye kadar sergilemesine izin veriyor? Kulüpler yarışma içerisinde alt yapıya gerekli önemi vermeyebilir fakat TFF’nin FGD eli ve Gençlik Spor Bakanlığı ve Milli Eğitim Bakanlığı koordinasyonu ile yapması gereken, Anadolu’nun her köşesinde yetenekli çocukların, futbol eğitimleri ile normal eğitimlerini bir arada sürdürebileceği Spor Liseleri kurmak ve gençlere spor mu hayat kaygısı mı ikilemini yaşatmadan her ikisini bir arada yürütebileceği imkânları sunmaktır. Bu sayede yetenekli birçok genç hem kendilerini geliştirecek eğitimi alacak hem de sportif faaliyetlerini sürdürmeye devam edebilecektir. Hâlihazırda spor liselerinin var olduğunu biliyorum fakat bunların yaygınlaşması, amacına hizmet etmesi ve bu liselere çocuklarını gönderecek ailelere sportif başarısızlık ihtimaline karşılık, olağan lisans eğitimlerine devam edebilecek eğitimin verildiğine dair güvence verilmesi gerekmektedir. Futbol doğru tesislerde doğru amaçlarla öğretilmediği sürece bir yığın genç ya gerçek anlamda kaliteli bir eğitimden geçmeden futbolcu olacak ve milli hezimetlerin aktörlüğünü üstlenecek, ya da hiç bu fırsatlara ulaşamadan hayat koşturması içerisinde kendisine bir yer edinecektir.

Yüzlerce soru ve sorun üretilebilir, çözümler sunulabilir Ulusal Futbol Bataklığımıza dair, fakat hepsinin temelinde bu 3 sorunun yattığını düşünüyorum. Bu 3 soruya verdiğimiz cevaplar hepimizi tatmin ettiği gün, futbolcu yetiştirme veya başarısız olma gibi problemler ile karşılaşma ihtimalimiz oldukça azalıyor.

http://www.medyaspor.com/kose-yazilari/3-soru-turk-futbolu-518