2012-2013 Sezonunda Fenerbahçe takımı Aykut Kocaman yönetiminde UEFA Avrupa Ligi’nde yarı final oynadı. Aykut Kocaman takımına pas oyunu oynatmayı, rakip kaleye paslaşarak takım halinde gitmeyi, koşu mesafelerini ve paslaşma hızını arttırarak başarılı olmayı hedefliyordu. Bu oyun planı ile Türkiye Kupasını kazanmış, Avrupa’da yarı final ilk maçında galibiyet almasına rağmen rövanşta mağlup olarak finalin kapısından dönmüş, ligi ise Fatih Terim’li Galatasaray’ın ardından ikinci sırada bitirmişti. Genel bir bakış açısı ile kadronun oyun planı ile uyum sağladığı ve başarılı bir sezonu geride bıraktığını söyleyebiliriz.
2013-2014 Sezonunda ise Fenerbahçe Ersun Yanal yönetiminde 31.Hafta sonunda, Nisan ayında Süper Lig şampiyonluğunu ilan etmiş, cezası sebebi ile Avrupa’da yer alamamıştı. Ersun Yanal ise bir iki ufak isim değişikliği ile birlikte hemen hemen aynı kadro ile farklı bir oyun planı denemişti. Bu oyun planında Mehmet Topal iki stoperin arasına girerek savunmayı üçlüyor, Caner ve Gökhan ise bindirmeleri ile atağa katılıyordu. Hücum etme stilindeki farklılık ise hücuma pasla değil, uzun toplarla çıkıp, takımı oraya yığarak ve atağı mutlaka (gol, aut, korner, taç, faul) sonlandırarak rakibin hızlı çıkışlarına engel olmaya çalışmasıydı. Caner ve Gökhan’ın inanılmaz performansı, hücum üçlüsünün rakamlara da yansıyan başarısı sonucu Fenerbahçe sezonu şampiyon tamamladı.
2014-2015 Sezonunda takımın başına getirilen İsmail Kartal için, futbolcuların Ersun Yanal’ın ağır çalışma şartlarından şikâyet ederek teknik adamı geçen sezon ki futbol anlayışından vazgeçirdikleri, Başkan Aziz Yıldırım’ın direktiflerine boyun eğdiği gibi söylentiler olmakla birlikte tüm bunları yok sayıp, bir teknik adam olarak başarı durumunu incelememiz gerekiyor.
Bu incelemeyi 3 başlık altında yapmamız uygun olur, Sonuçlar, Oyun Planı ve Anlayış.
Sonuçlar
Fenerbahçe bu sezon 7 resmi maç oynadı. Bu maçlarda 4 galibiyet, 1beraberlik 2 de mağlubiyet aldı.
Galibiyetleri,
Galatasaray- Süper Kupa Final 0-0’ın ardından penaltı vuruşları ile,
Karabükspor – 77.dakikadan sakatlanarak oyundan çıkan kaleci Waterman’ın yerine giren Aykut Özer’in hatası sonucu 81. Dakikada gelen golle 3-2,
Gaziantepspor- Tartışmalı bir penaltı kararı sonucu Emre Belözoğlu’nun 82. Dakikada attığı golle 1-0,
Konyaspor- Takımın as kalecisi Vid Belec’in yabancı kontenjanına takılması sebebi ile kaleye geçen Kaya Tarakçı’nın yediği inanılması güç kaleci hatası içeren 2 golle 2-1,
Beraberlik,
Ligde şu an 5 maç sonunda 1 mağlubiyeti 4 beraberliği bulunan çalkantılı bir dönemden geçen Trabzonspor’a karşı deplasmanda 0-0
Mağlubiyetleri,
Akhisar Deplasmanında 2-0, Galatasaray Deplasmanında 2-1.
Bu açıdan baktığımızda, Fenerbahçe’nin henüz deplasmanda galibiyetinin bulunmadığını, iç sahada aldığı üç galibiyette ise başarılı bir futboldan ziyade skora etki eden farklı unsurların bulunduğunu görebiliyoruz. Ligde 6 maç sonunda 1.66 puan, 1.16 gol ortalamasına sahip.
Oyun Planı
Yazının başında geçtiğimiz iki sezonda iki farklı teknik adamın iki farklı oyun planı ile başarıya ulaştığını belirttim. Bu iki sezonda ortak olan ve hala varlığını sürdüren ortak nokta ise kadrodaki oyuncular. Yani İsmail Kartal göreve geldiğinde karşısında bulduğu oyuncu kadrosu, farklı oyun planlarını tecrübe edip başarılı olabileceğini ispat etmiş isimlerden oluşuyordu. Peki, İsmail Kartal bu iki plan arasından seçim mi yapmalıydı, üçüncü bir oyun planı mı ortaya koymalıydı yoksa bu iki planın başarılı bir sentezini mi uygulamaya çalışmalıydı? Benim bu soruya cevabım iki planın doğru bir sentezinin uygulanarak başarıya daha kolay ulaşılabileceği yönünde.
Fenerbahçe karşılaşmalara Ersun Yanal’ın Fenerbahçe’si gibi tempolu ve direkt oyunu benimseyen bir anlayışla başlayıp skora ulaşmayı hedeflemeli sonrasında ise Aykut Kocaman’ın mirası olan pas oyunu ile topu tutarak aktif dinlenmeyi başarmalıydı. Bu iki anlayış sadece maç başı-sonu şeklinde bir ayrıma gidilmeden oyunun gidişatına göre farklı bölümlerde denenmeye de müsaitti. Yukarıda sorduğum soruya İsmail Kartal’ın ne cevap verdiğini sezon başından beri izlediğim hiçbir karşılaşmada maalesef ki anlayamadım. Çünkü Fenerbahçe bir plana sahip gibi oynamaktan çok uzaktı elimizdeki tek veri Kartal’ın Akhisar maçı sonrası takımı eleştirirken, topu yere indirip ayaklarında tutamadıklarını uzun toplar ile sonuca gitmeye çalıştıklarını oysa bunun kendisinin verdiği bir direktif olmadığını söyleyerek Aykut Kocaman’ın planına daha yakın olduğunu belli etmesiydi. Arena’da oynanan Galatasaray derbisinin ilk yarısında nihayet olması gerekenin uygulandığını düşünmüştüm. Geriye yaslanan Galatasaray’a karşı topu ayağında tutan, Galatasaray defansını biraz ileriye çıkardığı pozisyonlarda ise direkt paslarla Emenike’yi topla buluşturmaya çalışan, Caner ve Gökhan’nın bindirmeleri ile gol arayan bir Fenerbahçe izledik. İkinci yarıya daha tempolu başlayan Galatasaray, Alves’in atılması ile oyunu tamamen hâkimiyeti altına aldı, buna rağmen (tamamen Galatasaray’ın problemlerine ayrılması gereken uzun bir yazıda bahsedilebileceği gibi) Sneijder’in olağan dışı harika iki golü ile galibiyete ulaşabildi. Aynı Fenerbahçe geçen sene eksik kalmasına rağmen Beşiktaş’ı sahasına hapsetmeyi başarmışken bu maçta bu kadar geriye yaslanmasının sebebinin ne olduğu ise İsmail Kartal’ın anlayışından bahsedeceğim kısımda ortaya çıkacak.
Anlayış
Bir teknik direktör kulüp yönetimi tarafında göreve layık bulunmuşsa mutlaka ki kendisine inanılıyor ve güveniliyordur. Gerçi Aziz Yıldırım İsmail Kartal’ın imza töreninde, teknik direktörün kim olduğunun önemi olmadığını, Aykut Kocaman’ın Ersun Yanal’ın Zico’nun Fenerbahçe’de ki başarılarının teknik adamların başarısı olmadığını belirtip üstü kapalı şekilde kendisinin başarısı olduğunu söylemişti. “Ceket büyük geldi” yakıştırmasından hiç haz etmesem de bazı durumlarda teknik direktörlerin taktiksel bilgi birikimine saygı duymakla birlikte anlayış olarak görevde oldukları kulüplerin seviyesinde olmadıklarını düşündüğümü itiraf etmeliyim. İsmail Kartal hakkında olumsuz düşüncelere sahip olmamın en büyük sebebi ise mental anlamda bu göreve hazır olduğunu düşünmeyişim ve kendisinin de bunu her fırsatta kanıtlayacak söylem ve hamlelerde bulunmasıdır. İki örnek vermek istiyorum; Trabzonspor sezona yepyeni bir yapılanma ile girdi ve henüz ikinci haftada ki Fenerbahçe maçına, sadece rakibi durdurmak üzere yapılmış bir planla çıktı. Maçtan önce Halilhodzic 1 puan karşılığında maça çıkmamayı dahi kabul edebilirdi ve anlaşılır sebepleri vardı. Yeni kadronun uyum sorunu, teknik adamın oyuncuları tanıma süresi gibi. Ancak İsmail Kartal kafasındaki duvarları bir türlü aşamamış ve karşılaşmada hiçbir hücum alternatifi üretmediği gibi, 90.dakikada iyice geriye yaslanan Trabzonspor’a karşı Emenike’nin yerine Selçuk Şahin’i alarak, 1 puana razı olduğunu göstermişti. Karşılaşma sonrasında yaptığı açıklamada ise; “Böyle bir deplasmanda bir puan aldık ve bu nedenle oyuncularımı tebrik ediyorum.” söyleminde bulunarak amacını açıkça ortaya koymuştu. Oysa Fenerbahçe’nin henüz birçoğu ilk kez oynayan oyunculardan kurulu bir takıma karşı galip gelme ihtimali İsmail Kartal’ın tahmininden çok daha fazlaydı.
İkinci örneğime gelecek olursak, Galatasaray’a 2-1 mağlup oldukları maçta, Alves’in kırmızı kartının ardından Emenike’yi oyundan çıkararak, Hasan Ali’yi oyuna almış, Caner ve Alper’i kanatlara göndererek Kuyt’u ileride yalnız bırakmıştır. Derbi maçta 10 kişi kalan bir takımın defansif hamle yapmasından doğal bir şey yoktur diye düşünebiliriz, pekala bende bunu kabul ederim, ancak şu da reddedilemez ki bir kişi fazla oynamanın verdiği motivasyonla kendi üzerine daha çok gelecek bir Galatasaray’a karşı ileri uçta Emenike’nin varlığı her zaman bir tehlike potansiyeli yaratır. Ama İsmail Hoca hücumu tamamen Kuyt’a bırakarak aslında onun mücadeleci oyununa ihtiyacı olduğunu göstermiş ve hücumdan tamamen vazgeçtiğini de kanıtlamıştır. 10 kişilik Fenerbahçe’nin Beşiktaş’ı kendi sahasına hapsetmesinin üzerinden bir seneden az vakit geçmişken, bu derbide Fenerbahçe’nin ortaya koyduğu anlayış aslında İsmail Kartal’ın maç sonrasında verdiği demecinde saklıdır :
“Haddimizi bilerek oynamaya çalıştık. Sonuçta Galatasaray deplasmanında oynadık. Yapacak bir şey yok. Mağlup olduğumuz için üzülmüyorum. Her geçen gün takım daha iyiye gidiyor. 2-1 mağlup olmamıza rağmen oyuncularımı tebrik ediyorum. Geride kaldı. Galatasaray derbisidir.”
Bu cümle bana göre maçın heyecanı ile düşünmeden sarfedilmiş bir yanlış ifade ürünü değil, tam olarak bilinçaltının bir dışavurumudur. İsmail Kartal’ın mümkünse Fenerbahçe teknik direktörü olduğunu hatırlayarak büyük düşünmeyi öğrenmesi, değilse de bu tarz açıklamaları yapmaktan kaçınması gerekmektedir.
Üç büyük takım arasında camiası başarıya en az endeksli ve “büyüklük” egosu en az olan Beşiktaş’ta bile, Ertuğrul Sağlam 4-1’lik Metalist mağlubiyeti ardından “Hayat devam ediyor.” demeci sebebiyle, Samet Aybaba ise takımdaki arkadaşlığı ve alçakgönüllülüğü vurgulamak isterken kullandığı “Tesislere gidip menemen yiyeceğiz” açıklamasının yol açtığı algı sebebiyle görevlerinden alınmışlardır.
Büyük takımlar, büyük fikirli insanlar tarafından idare edilir, Arsenal deplasmanına giderken, “Zor olacak biliyoruz ancak kimse bizden umudumuzu söküp alamaz” diyen Biliç, sezonun ilk haftasındaki Konyaspor mağlubiyeti sonrası “Bu durum bir daha tekrarlanmayacak, biz bu sene şampiyon olacağız” diyen Ersun Yanal, takımın şampiyonluğa ulaşacağı haftayı önceden açıklayacak özgüvene sahip Mustafa Denizli, özgüveni ve kazanma hırsı ile hayal edilemeyecek başarılara ulaşan Fatih Terim bu özellikleri sonucu büyük fikirli insanlar olarak tanınmaktadırlar ve iyi birer teknik adam olmanın yanında her biri gerçek anlamda bir liderdir.
İsmail Kartal’ın ise bu özgüvene ulaşması için kulübün en şişkin egosunun kanatları altından çıkarak kendisini ispat etmesi gerekmektedir.
Beşiktaş, Galatasaray, Fenerbahçe haddimizi bilerek oynadık açıklamasını Türkiye’de hiçbir karşılaşma için kullanamayacak, kaldıramayacak, kullananı da kabullenemeyecek camialardır.
http://www.medyaspor.com/kose-yazilari/arenada-kazanmak-fenerbahcenin-haddi-mi-524
