2 Ekim Perşembe günü oynanan Tottenham karşılaşması ardından Doğru Proje: Beşiktaş başlıklı bir yazı kaleme almıştım. Yaklaşık 3 ay sonra bu yazıya bir devam yazısı yazmam gerektiğini düşündüm çünkü geçen zaman zarfında Beşiktaş, geçen senelerde olduğu gibi düşüşe geçeceğini iddia edenleri değil, futbolun saha içerisinden çok yönetim ve planlama süreçleri ile başarıya imkan veren bir spor olduğunu düşünen ve Beşiktaş’ın doğru kurgulanmış bir proje olduğuna inanan beni haklı çıkardı. İlk yazıyı yazdığımda Spor Toto Süper Lig’de 4.hafta maçları, Uefa Avrupa Ligi’nde2. Hafta maçları tamamlanmış, Beşiktaş ligde 2 galibiyet 2 beraberlik ile 8 puan toplamış, Uefa’da ise 2 beraberlik ile 2 puanda kalmış durumdaydı. Geçen sürede ise Spor Toto Süper Lig’de 6’sı üst üste olmak üzere 8 galibiyet ve 2 mağlubiyet alan, Uefa Avrupa Ligi’nde ise 3 galibiyet ve 1 beraberlik alarak her iki kulvarda da liderlik koltuğunda bulunan bir Beşiktaş var. İlk yazımda Beşiktaş’ın görece kendisinden daha güçlü veya favori ekiplere karşı daha iyi performans gösterdiğini, yaşanması muhtemel problemin kapanan takımlara karşı kilidi açamamak olduğunu düşündüğümü belirtmiştim. Aksine Beşiktaş’ın bu dönemde kötü futbol oynadığı tek karşılaşma ise Fenerbahçe derbisi oldu. Kötü futbol ile birlikte bu karşılaşmaya etki eden başka hikâyeler de var; fakat bunları tartışmanın veya bunların ardına sığınmanın Beşiktaş’ın başarısına saygısızlık olacağını düşündüğümden bu konulara girmemeyi tercih ederim.
Gelelim neden yazıma Beşiktaş doğru yolda, İyi takım Beşiktaş vs. bir başlık değil de Doğru Proje ismini koymayı uygun bulduğuma. Yazının başında da belirttiğim gibi ben, Siyaset Bilimi ve Kamu Yönetimi öğrencisi oluşumdan mıdır bilinmez, futbolun yönetim ve planlama süreçlerini inceleyen ve adeta bunlara tapınan bir futbol izleyicisiyim. Doğru planlanmayan yapılarla gelen başarının geçici olduğuna inanan, yıldız transferlere hep şüphe ile yaklaşan ve kulüplerin temel stratejilerinin ve politikalarının kalıcı olması gerektiğini düşünen biri olarak doğru yetki ve sorumlulukla donatılan Sportif Direktör kurumuna olan inancım ve Önder Özen ismine duyduğum saygı bu durumun sonuçlarıdır. Tüm bunlar ise Beşiktaş’ın sıradan ve geçici bir “başarılı / formda takım” değil bir “doğru proje” olduğunu düşünmeme sebep olmuştur.
Doğru planlama ve yönetim süreçlerinden söz ediyorsak değinmeden geçemeyeceğimiz bir kavram vardır : “Kadro Mühendisliği” Pek çok isim tarafından çoğu zaman altı yeterince doldurulmadan kullanılır bu kavram ve yapılan hata genellikle bu kavramın sadece niceliksel bir ölçüm olduğunun düşünülmesidir. Oysa kadro mühendisliği basit bir benzetme ile kadro derinliği demek değildir. Öncelikli olarak nicelik değerlendirmesi yapılmalı, yani basit matematik hesabı ile mevkiler özelinde kaçar futbolcu olduğu incelenmelidir fakat daha sonra yapılması gereken değerlendirme nitelik bazındadır. Futbolcuların yeterlilik düzeyleri karakterleri ve yabancı kuralına takılıp takılmadıkları incelenmelidir.
Bu değerlendirmelerden geçmeden bir kadronun sezona hazır olduğunu düşünmek gerek bazı mevkilerde şişkinlik bazılarında kıtlık, gerekse optimal düzeyde kadro oluştururken yabancı kontenjanına takılmak gibi problemler doğurur. Bu sıkıntıların yakın zamandaki en güzel örneği ise Galatasaray kulübüdür.
Beşiktaş’ın doğru planlanmış bir proje olduğunun en önemli göstergesi ise sakatlıkların çok olduğu bir dönemde yoluna başarı ile devam edebilmiş olmasıdır. Tolga’nın sakatlığında Cenk Gönen, Ersan’ın yokluğunda Atınç Nukan, Motta’nın yokluğunda İsmail Köybaşı,Veli/Atiba’nın yokluğunda Necip Uysal ve Demba Ba ile Mustafa Pektemek’in yokluğunda Cenk Tosun formayı başarı ile taşımışlardır. İlk yazı da belirttiğim gibi Beşiktaş’ın yerli ofansif futbolcuları Olcay, Kerim, Mustafa, Cenk, Oğuzhan ve Gökhan tamamı milli takımda forma giymiş, yaş ortalamaları ise 23.5 olan ve birbirlerinden çok keskin farklar taşımayan futbolculardır. İşte tam bu noktada durum sayısal yeterlilikten sıyrılıp nitelik değerlendirmesinin de başarısının göstermektedir. Elinizde 3 forvet bulundurmak sayısal anlamda yeterli gözükebilir ancak 3.forvetiniz de yabancı kontenjanına takılmadan kullanabildiğiniz ve başarılı performans gösteren bir oyuncu ise o zaman gerçek anlamda bir kadro mühendisliği başarısından söz edebilirsiniz. (Bunun tam ters örneklerini Fenerbahçe ve Galatasaray’da görmekteyiz. Fenerbahçe hücum hattının tamamının yabancı ve yaş ortalamalarının 30.2 olduğunu, Galatasaray’ın ise yeni transfer Pandev’i uzun süre formsuzluk ve yabancı kısıtlaması sebebi ile kullanamadığını biliyoruz.)
Bu anlatılanlar futbolda mutlak başarının anahtarı değildir tabiî ki de, dikkat edilmesi gereken başka konular da var.
Bunlardan ilki takımdaki futbolcuların karakterleri ve birbirleriyle olan ilişkisidir. Örneğin bir işyerinde çalışıyorsunuz ve boşalan müdürlük kadrosu için en büyük 2 adaydan birisiniz, diğer kişinin bu süreçte gerçekleştirdiği olumlu adımlardan memnun olur musunuz? İyi karakterde bir insansanız ve hem çalışma arkadaşınızı sevip saygı duyuyor hem de şirketin başarısını kendi başarınızın önüne koyabiliyorsanız olursunuz. Mevcut sistemde 2 kanat oyuncusu kullanılıyor ve bunların adayları Gökhan Töre, Olcay Şahan ve Kerim Frei, her nasılsa bu üç futbolcu birbirlerine sürekli destek oluyor, taktikler ve tavsiyeler veriyor ve müthiş bir arkadaşlık sergiliyor. Oğuzhan adeta cezalandırılır gibi 43.dakikada veya bir başka maçta attığı golün santrası yapılmadan oyundan alınıyor dönüp teknik direktörüne bağırıp çağırarak soyunma odasına gitmiyor. Demba Ba Cenk Tosun oyuna girerken ona taktikler veriyor ve Cenk’in golüne çocuklar gibi seviniyor. Cenk Tosun Mustafa Pektemek sakatlandığı için oynadığını biliyor ancak attığı golün ardından koşarak gidip Mustafa’nın formasını açıyor, Tolga Zengin maçın ardından maçtan söz etmeyip, maç öncesi çocukların üşümesinin önüne geçmeye çabalıyor… Pek çokları bu davranışların göz boyama veya sempati toplama için yapıldığını düşünse de inanın bana Beşiktaş samimi iyi niyetli ve iyi karakterli oyunculardan kurulu bir futbol takımı.
Bir başka konu ise doğru yönetim. Yazının başından beri iki kavrama vurgu yapmaktayım yönetim ve planlama. Yönetimin, eşamaçlı kişilerin yer aldıkları bir örgütün en kısa yoldan amaçlarını gerçekleştirmesine yönelen ve PÖPAYED ( Planlama, Örgütleme, Personel-Alma, Yönlendirme, Eşgüdüm ve Denetleme) unsurlarından oluşan bir eylemler dizisi olduğunu kabul edersek planlamanın yönetimin bir unsuru olduğunu görürüz. Dolayısı ile doğru yönetimin uygulanmadığı yerde doğru planlamanın olduğundan da söz edemeyiz. Beşiktaş’ın doğru planlanan bir proje olduğundan bahsediyorsak doğru yönetimin varlığını reddedemeyiz. İşin futbolun yönetimi boyutuna geldiğimizde bence doğru incelemeyi yapabilmek için kullanmamız gereken ayrım, kulüp yönetimi ve teknik yönetimdir.
Kulüp yönetimi açısından baktığımızda, Fikret Orman ve yönetim kurulu Yıldırım Demirören kasırgasının ardından yerle bir olan bir şehri yeniden diriltmeye çalışan bir ekip görüntüsü vermektedir. Doğru yaptıkları işler nelerdir ? Fikret Orman ve ekibi Feda sezonunu atlatıp mali krizin felakete varacak sonuçlarını geçiştirdikten sonra takımı Önder Özen gibi bir futbol aklına teslim ederek en doğru icraatlarından birini gerçekleştirmiştir.Yönetimin Futbol Direktörü kurumuna bakış açısını özetleyen fotoğraf ise aşağıda yer almaktadır.
Fotoğrafta solda Beşiktaş Medya Sorumlusu Coşkun Gülbahar, yanında Sporitf Direktör Önder Özen ve Slaven Biliç’in sağında ise tercüman Halil Yazıcıoğlu bulunmakta. Durumun önemini kavrayamayanlara tavsiyem Türkiye’de kaç teknik direktörün imza töreninde yönetim kurulundan bir üyenin veya başkanın bulunmadığını araştırmalarıdır. Fikret Orman ve ekibi Önder Özen’e teknik direktör seçiminde verdikleri yetkiyi ve makamına olan saygılarını bu fotoğrafta çok iyi anlatmaktadırlar.
Yönetimin bir başka başarısı ise yıllardır vaat edilip de cesaret edilemeyen stad yapımı işini üstlenmeleri ve bu konuda hükümetten değil destek istemek, mevcut siyasi durumda stadın başka bir yere yapılmasını engellemek için birçok şeye boyun eğmek zorunda kalmak ve hızlı bir şekilde inşaata girişmektir. Yönetimin hataları mutlaka vardır bence bunlardan en önemlisi bu projenin mimarı Önder Özen’in ayrılış sürecini doğru yöneterek görevde kalmasını sağlayamamak ve maçların hangi stada oynanacağını kesinleştirememek sayılabilir. Ancak unutmamak gerekir ki stad konusunda rakiplerinden gördüğü hoşgörü ve anlayış (!) da bu durumda etkilidir.
Teknik yönetime gelecek olursak, Slaven Biliç ve ekibi (Edin Terziç – Eren Şafak – Nikola Jurjevic – Miljenko Rak), Kaleci Departmanı Şef Antenörü Jose Sambade, Atletik Performans Departmanı Şef Antrenörü Dolu Arslan, takım doktoru Ertuğrul Karanlık, tercüman Halil Yazıcıoğlu ve kalan tüm personel başarıyla görevlerini sürdürmektedir. Bu isimlerin her birine birer başlık açarak incelemek gerekmektedir çünkü hepsi birbirinden kaliteli ve işin ehli isimlerdir.
Örneğin Edin Terziç Borussia Dortmund’un alt yaş kategorilerinde antrenörlük yaptığı gibi A takım için scout görevi de yaparken Bilic’in isteği üzerine transfer edilmiştir.
Jose Sambade ise Önder Özen’in isteği ile transfer edilmiş ve dünyanın en iyi kaleci antrenörlerinden biri olarak gösterilmektedir. Kalecilere uyguladığı farklı antrenman programlarını internet üzerinden erişip izleyebilirsiniz.
Halil Yazıcıoğlu Trabzonspor’dan transfer edilen, Slaven Biliç’in yanında elinde kağıt kalemi ile gördüğümüz, hızlı algılama ve doğru vurgulamaları yapabilen ve futbolu çok iyi bilen başarılı bir tercümandır. Slaven Biliç’in gerek takıma gerek kamuoyuna verdiği demeçlerin etkili oluşunda Halil Yazıcıoğlu’nun payı çok büyüktür.
Görüldüğü üzere bir çok kulüpte, tanıdıkları iş sahibi yapma gibi amaçlarla seçilen bu görevliler Beşiktaş’ta profesyonel başarılı isimlere emanet edilmiştir. Küçük detaylar gibi gözükse de güçlü teknik kadro en az sahadaki kadro kadar önemlidir.
Ve gelelim taraftarın yakıştırdığı isimle Comandante’ye.
Slaven Biliç, Hırvatistan milli takımını çalıştırdığı dönemde yakaladığı başarının ardından Rusya’dan başarısız bir kulüp deneyimi ile ayrılarak Beşiktaş’a geldi. Beşiktaş’a geldiğinden beri futbolcuları ile, rakipleri ile kurduğu iletişim tartışılmaz, herkes tarafından sevilen bir teknik adam.
Biliç’in taktiksel olarak eleştirilen yönleri var ve olması da gayet doğal, fakat unutulmaması gereken nokta, milli takım çalıştırmak ile kulüp takımı çalıştırmak arasındaki fark. Biliç’in kulüp deneyiminin az olduğunu biliyoruz fakat bir başka şeyin de farkındayız ki Biliç tıpkı Beşiktaş’ın oyuncu kadrosu gibi, büyüyor gelişiyor ve öğreniyor. Oyuna başlama stratejileri çoğu zaman başarılı fakat oyuna müdahale konusunda sorunlar yaşadığı aşikâr. Ancak oyuncularla iletişimi bu kadar başarılı olan, 43. Dakikada oyundan bir oyuncusunu alıp tepki görmeyecek kadar saygı duyulan, oyuncularını oyuna sokarken onlara sadık bir dost gibi başarı dileyen, “kimse umudumuzu bizden söküp alamaz” diyen inatçı duruşu ile taraftarın gözdesi olan bir isme gösterilmesi gereken sabır ve anlayışın Beşiktaş’ın başarıya giden yolunda en önemli unsur olduğunu düşünmekteyim.
Toparlayacak olursak, Beşiktaş mevcut yaş ortalaması ve başarılı kadrosu ile bu teknik ekip yönetiminde ilerleyerek, Doğru Proje : Beşiktaş yazılarımı bir yazı dizisine dönüştürecek gibi gözüküyor.
http://www.medyaspor.com/kose-yazilari/dogru-proje-besiktas-2-587
