Portekiz diktatörü Salazar dikta rejimi uygularken yoksul halk kitlelerini 3F (fado,fiesta,futbol) formülü ile uyuttuğunu söylediğinden beri, bulundukları toplumdan statü açısından yukarıda olduğunu iddia edenler tarafından her zaman suçlanır futbol. Onlara göre bu oyun, iktidarların cahil halkı uyuşturmakta kullandığı, 22 adamın bir topun peşinden koştuğu, kitlelerin düşünmekten uzaklaşarak kendilerini kucağına bıraktığı bir araçtan başka bir şey değildir. Gönül verdikleri takımın maçının sonucunu ölesiye merak ederken yüksek zümre ile münasebetlerinde “ben takım tutmuyorum” diyen “elit”ler, amfide anlattığı derste futbolun ne kadar sefil bir aktivite olduğunu iddia ederken hafta sonu maç biletini odasında çekmecesinde saklayan akademisyenler varlığını sürdürürken irdelenmesi gereken soru şudur: Futbol bir avam uğraşı mıdır?

Bu sorunun cevabı aslında futbola nerden baktığınıza göre değişir. Futbol, içerisinde siyaseti, yönetimi, insani/vicdani dürtüleri barındıran yeri geldiğinde uluslararası ilişkilerin bir aktörü olabilen bir oyundur. Onu diğer sporlardan ayrı kılan, popülaritesi ve etki alanının genişliğidir. Mutlaka ki hayata dair fikri olmayan birçok insan tarafından ölüm-kalım meselesi haline getirilmektedir ancak bunda suç futbolun değil, sistemin uyuşturduğu beyinlerin öğrenmeye, düşünmeye karşı olan ilgisizliğidir. Yani sistem futbolu birçok başka unsur ile birlikte kendi amaçlarına hizmetkâr olarak kullanır ancak futbol sadece bununla kavranacak ve aşağılanacak kadar basit bir olgu değildir. Evet futbolda ırkçılık vardır, şiddet vardır, ancak bunlar hayatın her alanında kendini gösteren eğilimlerin bir yansımasından ibarettir ve suç yine futbolda değildir.

Futbolda ırkçılık vardır demişken, 90 yıllık düşmanlığın arasından sıyrılan bir adamdan örnek vermek isterim: Theofanis Gekas

Gekas Samsunspor forması ile adım attığı Türkiye Süper Ligi’nde tatlı bir tesadüftür ki Akhisar forması ile fırtına gibi esmektedir. İşin tesadüf kısmına gelirsek Akhisar ilçesi hala birçok tarihsel metinde Kurtuluş Savaşı esnasında Yunan Bayrakları ile süslenmiş, Zito Venizelos (Yaşasın –Eleftherios- Venizelos, dönemin Yunanistan Başbakanı) tezahüratı ile yankılanan bir yer olmakla suçlanır ve milliyetçilerin Yunanlara karşı duyduğu öfkenin varlığını sürdürmesinde etkisi olan bir yerdir. 23 Mayıs 1980’de Larissa kentinde doğan Yunan futbolcu Theofanis Gekas ise gerek Akhisar forması ile çıktığı 19 maçta attığı 18 golle, gerek sempatik tavırları ile Akhisar özelinde tüm Türkiye’de sevilen ve takdir edilen bir karakter ortaya koymaktadır. Öyle ki Akhisar taraftarı tarafından “Ne Zeus Ne Perseus” denilerek asıl tanrının Gekas olduğu tezahüratlara konu olmuştur.

Futbolu aşağılayan nice akademisyen ve fikir adamının yıllarca, kitap ve makalelerinde attığı kardeşlik eşitlik nutukları ile yıkmayı başaramadığı, Türk-Yunan düşmanlığı masalını tek başına yerle bir eden adam Theofanis Gekas’tır.

Beşiktaş taraftarının açtığı “Politicians made us enemies, nations are brothers” (bizi politikacılar düşman yaptı, uluslar kardeştir) pankartı unutulmamalıdır, futbolun uluslararası şiddet içerdiği kesitler ulusların tarihinde politikacılar tarafından oluşturulan şiddetin yansıması, ulus-içi şiddetin kaynağı ise kulüplerin politika üretenleri yani yöneticileri tarafından tırmandırılan gerilimin sonucudur.

Gekas örneğinde gördüğümüz gibi futbol etkili bir aktivitedir, kitleleri olumlu veya olumsuz yöne sevketmekte gayet başarılıdır. Sadece bir kitle uyuşturucusu veya sadece içerisinde iyilikleri barındıran bir oyun olduğu iddiaları zaman içerisinde futbolun kendisi tarafından sürekli çürütülmüş ve çürütülmeye devam edecektir. Futbol hayat kadar suçlu bir o kadar da masumdur.

http://www.medyaspor.com/kose-yazilari/gunah-kecisi-futbol-ve-gekas-503