Parlamenter sistemlerde devlet başkanının sorumsuzluğunu anlatmakta kullanılan bir ifade vardır; “The King Can Do No Wrong” (Kral hata yapmaz).İngiltere’de 1215 Magna Carta Libertatum ile başlayarak gittikçe güç/yetki kaybeden Kralın, parlamentoya karşı üstlenmesi gereken sorumluluğun yürütmenin diğer kanadına bırakılması sonucu, yetkileri sembolik, sorumluluğu olmayan bir Krallık makamının oluşmasının temelinde bu ifade yatar. İngiltere’de gelişen bu sistem pek çok devletin sistemine örnek olmuştur, örneğin Türkiye’de Anayasa 105. Maddede belirtildiği üzere Cumhurbaşkanının karşı-imzaya tabi işlemlerinde yani Cumhurbaşkanı ile birlikte Başbakan ve ilgili Bakanın imzası bulunan işlemlerde sorumluluk Başbakan ve Bakandadır. Cumhurbaşkanının tek başına yaptığı işlemlere karşı ise yargı yoluna başvurulamaz. Tüm bunları anlatmamın ve hatta belki birçok okuyucu için sıkıcı bir başlangıç yapmamın sebebi, en küçük birimden “koca” krallıklara kadar tüm yönetimlerin temelinde yetki/sorumluluk paralelliğinin bulunduğu/bulunması gerekliliğini gösterebilmektir. Yetki ne kadarsa sorumluluk o kadar olmalıdır ki yönetim kademelerindeki her makam, altında imzası olan her kararın sonucunu öngörebilmeli ve yalnızca kendi iradesiyle yaptığı işlemlerden sorumlu tutulabilmelidir.
Şimdi size iki adamdan bahsetmek isterim, ilkinin ismi A, ikincisinin ki B’dir. A her konuda tam yetkili ancak hiçbir sorumluluğu olmayan yönetici, B ise A’nın göreve getirdiği, yetkileri kısıtlı çoğu zaman yetkisiz, ancak her olumsuz sonuçta ismi ortaya ilk atılan, ilk suçlanan çoğu zaman da ipi çekilen bir diğer yönetici. Kulağa çarpık anlamsız ve korkunç geldiğinden ve hatta bizleri parlamenter demokrasilerden alıp dikta rejimlerine götüren anımsatmalar yaptığından eminim. O zaman hiç ara vermeden bu iki ismi yakından tanımaya çalışalım.
A, yönettiği organizmanın işlevinden habersiz ancak kendisini konunun ehli zanneden, konuyla hiç ilgisi olmayan bir sektörde yetişerek para, güç ve yeterli seviyede baskı unsurunu elde eden, yetkileri sınırsız, istediği gibi para harcayan, göstermelik denetimlere tabi tutulan ve işin ilginci işler sarpa sardığında arkasında bıraktığı enkaza bakmadan uzaklaşarak sorumluluktan kurtulma lüksüne sahip bir adamdır. O dokunulmaz, kutsal BAŞKANdır. O, Aziz Yıldırım’dır, Yıldırım Demirören’dir, Ünal Aysal’dır, İlhan Cavcav’dır, Ali’dir, Veli’dir, Türkiye’de Futbol Kulüplerinin Başkanlarıdır.
B ise çekirdekten yetişen, yönettiği konunun bir zamanlar yönetileni olan, belki zaman zaman hatalar da yapan ancak, işini layıkı ile yapabilmek için ihtiyaç duyduğu tüm ekipmanı ve unsurları elde etmesi A’nın iki dudağı arasında olan, talepleri karşılık görmediği halde, kendisine sunulan ile yetinmek zorunda olduğu halde, başarısız yaftasını ilk yiyen, kapının önüne ilk konulan, yetmezmiş gibi A’nın kendisine yönelik tüm ithamlarını sineye çekmek zorunda bırakılan, yabancı meslektaşları gibi tazminatlarını faiziyle almak şöyle dursun, geçmiş alacaklarını almak için çırpınmak zorunda kalan, çoğu zaman ise araya giren tanıdıklar vasıtası ile hakları gasp edilen , A yerleşik hayattayken iki ayda bir şehir değiştirmek zorunda kalan, Evliya Çelebi gibi dolaşıp duran bir adamdır. O, Türk Teknik Direktörüdür, suçludur, yetersizdir, dokunmak kolaydır. O, Ersun Yanal’dır, Rıza Çalımbay’dır, Yılmaz Vural’dır, Hikmet Karaman’dır Ali’dir, Veli’dir.
İngiltere, İtalya, İspanya , Almanya ve Fransa’da sezon başından bu yana görevinden ayrılan teknik direktör sayısı toplam 23/24 iken Spor Toto Süper Lig’de bu sezon görevinden ayrılan teknik direktör sayısı 15. (Gençlerbirliği tarafından Mayıs ayında göreve getirilip sezon henüz başlamadan görevden alınan Kemal Özdeş’i de sayarsak 16) Bu sayının bir rekor olduğunu hatırlatalım ancak bu durum özel bir durum varmış veya işler hep ters gitmiş gibi bir algı yaratmasın bir önceki rekor geçen sezona ait : 14.
2013-2014 sezonunu bitirdiği kulüpte 2014-2015 sezonuna başlama şansına sahip olan teknik direktör sayısı ise 7,
Balıkesirspor – İsmail ERTEKİN
Beşiktaş – Slaven BİLİC
Eskişehirspor – Ertuğrul SAĞLAM
Karabükspor – Tolunay KAFKAS
Kasımpaşaspor – Şota ARVELADZE
Konyaspor – Mesut BAKKAL
Sivasspor – Roberto CARLOS
Ve bunların sadece biri – Slaven BİLİC- an itibariyle görevinin başında.
2014-2015 sezonuna yeni bir kulüpte başlayan teknik direktör sayısı ise 11,
Akhisar Belediyespor – Mustafa Reşit AKÇAY
Bursaspor – Şenol GÜNEŞ
Rizespor – Mehmet ÖZDİLEK
Fenerbahçe – İsmail KARTAL
Galatasaray – Cesare PRANDELLİ
Gaziantepspor – Okan BURUK
Gençlerbirliği – Mustafa KAPLAN
İ. Başakşehirspor – Abdullah AVCI
Kayseri Erciyesspor – Bülent KORKMAZ
Mersin İdman Yurdu – Rıza ÇALIMBAY
Trabzonspor – Vahid HALİLHODZİC
Bu 11 isimden ise görevine devam etmeyi başaranların sayısı ise sadece 5, – Şenol GÜNEŞ, İsmail KARTAL, Okan BURUK, Abdullah AVCI, Rıza ÇALIMBAY.
Toplamda geçen sezondan bu sezona 7 teknik adam taşıyabilmişiz görevine devam eden sayısı 1, sezon başında göreve getirilen 11 teknik adamdan görevine devam edebilen sayısı ise 5. Ligin en istikrarlısı ise göreve başlayalı henüz 22 ay olan Slaven Bilic.
Bu rakamlar yeterince trajik, şimdi biraz da işin trajikomik tarafına bakalım,
Sezon henüz başlamadan Mayıs ayında anlaştığı Kemal ÖZDEŞ’i Temmuz ayında gönderen Gençlerbirliği hızını alamamış olacak ki sırasıyla önce Mustafa KAPLAN’ı sonra İrfan BUZ’u önce göreve getirip daha sonra kovarak Mesut BAKKAL’da karar kılmış. Yani Mehmet ÖZDİLEK’in görevden ayrılma tarihi olan 26 Mayıs 2014’ten bugüne 11 ay bile geçmemiş olmasına rağmen İlhan CAVCAV 4.teknik direktörü göreve getirmiş.
Mehmet ÖZDİLEK’in hikayesi de ilginç, geçtiğimiz sezonu Gençlerbirliği’nde bitiren ÖZDİLEK, bir ay sonra 20 Haziran 2014’te yeni kulübüne imza atarak bu sezona Rizespor’da başlamıştır. 7 Aralık 2014’te Rizespor’dan ayrıldıktan sonra ise yeni kulübü Kayseri Erciyesspor’a 10 Ocak 2015’te imza atmış, ancak buradan da 24 Mart 2015’te ayrılmıştır.
Konu açılmışken Kayseri Erciyesspor’a değinmemek olmaz, 2013-2014 sezonu sonunda Hikmet KARAMAN’la yollarını ayıran Kayseri ekibi, bu sezona Bülent KORKMAZ yönetiminde başlamış, daha sonra Gençlerbirliği’ne nazire yaparcasına, Uğur TÜTÜNEKER, Mehmet ÖZDİLEK ve Fatih TEKKE ile anlaşma imzalayarak 1 sene dolmadan 4. Teknik direktörü göreve getirme konusunda Gençlerbirliği’ni yakalamıştır.
Geçtiğimiz sezonu kulübünden ayrılarak bitiren teknik adamların 1’i (Mehmet ÖZDİLEK) bu sezona başka bir Süper Lig ekibiyle başlarken, 5 teknik adam (Ersun YANAL, Uğur TÜTÜNEKER, İrfan BUZ, Hikmet KARAMAN, Hamza HAMZAOĞLU- ara dönemde Milli takım görevinde bulundu-) sezona kulüpsüz başlayarak sezon içerisinde farklı kulüplerde tekrar göreve getirilmiş durumda, bu isimlerin ise 3’ü görevine devam edebilmekte.
Bu sezona geçen sezonu bitirdiği kulüpte başlayarak daha sonra ayrılan 6 teknik adamdan ise 2’si (Mesut BAKKAL, Roberto CARLOS) başka bir kulübün başına geçmiş ve ne mutlu bize ki ikisi de hala görevinin başında bulunmaktadır.
Spor haberlerinde duymayı o kadar kanıksadığımız “…istifa etti, … sözleşme karşılıklı anlaşılarak fesh edildi ,… görevden alındı, ayrılan … yerine … ile anlaşıldı.” İfadelerinin neticelerini önümüze serdiğimizde ortaya çıkan isimlere boğulduğumuz bu durum oldukça düşündürücü. Teknik adam perspektifinden bakarak başladığım bu yazıya çeşitli eleştiriler yöneltilebilir, teknik direktörlere yöneltilen klasik suçlama bunların arasında eminim ki başı çeker ; “Birbirlerinin kuyusunu kazıyorlar.” Bu eleştirinin temelinde yatan ise aslında fark edilmeyen bir sistem tıkanıklığıdır, bir değirmen misali teknik direktör öğüten kulüp başkanları var oldukça profesyonel iş yaşamında birer birey / homo economicus olan teknik direktörlerini, kovuldukları kulüp tarafından hakları gasp edildikten sonra, “iş aramasının” gayri ahlaki bir yönü yoktur. Bir kulüp başkanı, teknik direktörünü, bir başkasının –tabiri caizse- işlemesiyle görevden alacak denli profesyonellikten uzak ise, teknik direktörün imza töreninde teknik direktör önemsizdir ben önemliyim diyebiliyorsa, takımı haftaya sahaya ben çıkaracağım demecini verecek egoya sahipse veya telefonlarına çıkmadığını bahane ederek 2 yıllık şampiyon hocasını görevden alabiliyorsa zaten oturduğu koltuk ona büyük geliyordur.
http://www.medyaspor.com/kose-yazilari/the-baskan-can-do-no-wrong-649
